
VAHAP DABAKAN
Bazen görüntülenen tek bir fotoğraf, sayfalarca yazılan yazıların anlatamadığını görüntülenen o fotoğraf çok konuları daha iyi anlatır.
Geçenlerde gördüğüm bir Rus ressamın sosyal medyada “Çocuk Büyütmek, Kapı mı açmak” adıyla paylaşılan bu çalışması da onlardan birisiydi…
Geçenlerde gördüğüm bir Rus ressamın sosyal medyada “Çocuk Büyütmek, Kapı mı açmak” adıyla paylaşılan bu çalışması da onlardan birisiydi…
Son zamanlarda Türkiye de “Tehlike Çanları Çalıyor” başlığıyla verilen nüfusun azalması “Doğurganlığın düşmesi” gündeme taşınıyor. Birçok ülkelerde nüfus artıları ve doğurganlıkların hat safhaya vardığı görülürken, Türkiye de doğurganlığın düşmesi “Tehlike” olarak görülmektedir. Ailelerin ‘Ekonomik’ nedenleri hayat pahalılığını, Türkiye de enflasyonun çok yüksek olduğunu ve geçim derdinin yükseldiğini göstererek doğum yapmayı düşünmediklerini ve çok çocuk istemediklerini gösteriyor…
Yazımın başlığında da kullandığım ‘Çocuk Büyütmek, bir kapıyı açmayı başarmaktır!’
Çocuklarımız için, kapının kenarında yıllar boyunca çizilmiş boy ölçüleri… Ve sonra o çizgilerin bittiği yerde açılan kapı…
Gökyüzüne doğru süzülen kuşlar…
Fotoğrafı ilk gördüğümde aklıma tek bir cümle gelmişti: Aslında çocuk büyütmek, onları kendimize ait kılmak değil; bir gün bizden ayrılabilecek, ayaklarının üzerinde kendi başlarına durabilecek kadar güçlü yetiştirebilmeleridir…
Çocuk küçükken hayatımızın merkezi olur. İlk adım atmasını bekleriz. Ağzından ilk kelimesini… İlkokula başlamasını ve ilk başarısını bekleriz…
Duvarlara çizdiğimiz her boy çizgisi aslında yalnızca onun ne kadar uzadığını göstermez. Bizim de onun çocukluğundan bir parça daha eksildiğini gösterir. Çünkü her santimetre de bize biraz daha yaklaşan veda edeceğinin yaklaştığının sessiz habercisidir…
Ne garip değil mi?
Yıllarca “büyümesi” için dua ederiz. Sonra gerçekten büyüdüğünde, keşke biraz daha küçük kalsaydı çocuğumuz birlikte olsaydık deriz. Ebeveynlik tam da bu çelişkinin adıdır.
Çocuğunuza bir yandan kanat olmak istersiniz. Bir yandan o kanatların sizden uzaklaşacağını bilirsiniz. Belki de bu yüzden çocuk büyütmek yalnızca sevgi değil, aynı zamanda içimizde sürekli bir yalnız bırakabilme pır pırı mıdır yoksa bir pratik midir?
Ben bunu son günlerde çok daha derinden hissediyorum.
Çocuklar büyüdükçe yalnızca onların hayatı değişmiyor.
Ebeveynlerin de kimliği değişiyor. Yalnızlaşıyorsunuz…
Eskiden her şeyi size soran çocuk, artık arkadaşına danışıyor.
Size anlattığı heyecanları başkalarıyla paylaşabiliyor. Yanınıza sevgiyle, coşkuyla koşarak gelen çocuk, büyüdükçe telefonunuza saatlerce cevap vermeyen bir ergene dönüşebiliyor…
İşte o anlarda aslında sınanan şey çocuğun sevgisi değil, bizim sevgimizin olgunluğu oluyor. Çünkü gerçek sevgi; karşı tarafı kendimize bağımlı tutmak değildir. Onun özgürleşmesine rağmen yanında kalabilmesidir…
Psikoloji’nin bize göstergelerinden birinin, çocuğun zamanla ebeveynden ayrışabilmesi olduğunu söyler. Yani sağlıklı gelişim, anne babaya daha az ihtiyaç duyuyormuş gibi görünmesiyle başlar. Bu bazen ebeveyn için incitici olabilir. Ama çoğu zaman sorun sevginin azalması değildir. Sevginin yön değiştirmesidir…
Çocuk artık dünyayı keşfetmeye başlamıştır. Ve bu keşfi yapabilmesi için kapının bir gün açılması gerekecektir. Belki de o fotoğrafta beni en çok etkileyen ayrıntı, kapının ardındaki kuşlar ve yuvalarında gördüğüm Leyleklerdi. Çünkü çocuklar aslında bizim kafesimizde kalmak için doğmaz. Uçmayı öğrenmek için doğarlar.
Biz ise onların uçmasını izlerken, içimizde aynı anda iki duygu taşırız. Büyük Gurur. Ve özlemdir…
Belki de iyi ebeveynlik, çocuğu hiç bırakmamak değildir.
O kapıyı açabilecek cesareti gösterebilmektir. Çünkü bazı kapılar kapanmak için değil, bir çocuğun kendi uçacağı gökyüzüne kavuşabilmesi için açılmaktadır. Yolun açık olsun Çocuk…
Çocuklarımız için, kapının kenarında yıllar boyunca çizilmiş boy ölçüleri… Ve sonra o çizgilerin bittiği yerde açılan kapı…
Gökyüzüne doğru süzülen kuşlar…
Fotoğrafı ilk gördüğümde aklıma tek bir cümle gelmişti: Aslında çocuk büyütmek, onları kendimize ait kılmak değil; bir gün bizden ayrılabilecek, ayaklarının üzerinde kendi başlarına durabilecek kadar güçlü yetiştirebilmeleridir…
Çocuk küçükken hayatımızın merkezi olur. İlk adım atmasını bekleriz. Ağzından ilk kelimesini… İlkokula başlamasını ve ilk başarısını bekleriz…
Duvarlara çizdiğimiz her boy çizgisi aslında yalnızca onun ne kadar uzadığını göstermez. Bizim de onun çocukluğundan bir parça daha eksildiğini gösterir. Çünkü her santimetre de bize biraz daha yaklaşan veda edeceğinin yaklaştığının sessiz habercisidir…
Ne garip değil mi?
Yıllarca “büyümesi” için dua ederiz. Sonra gerçekten büyüdüğünde, keşke biraz daha küçük kalsaydı çocuğumuz birlikte olsaydık deriz. Ebeveynlik tam da bu çelişkinin adıdır.
Çocuğunuza bir yandan kanat olmak istersiniz. Bir yandan o kanatların sizden uzaklaşacağını bilirsiniz. Belki de bu yüzden çocuk büyütmek yalnızca sevgi değil, aynı zamanda içimizde sürekli bir yalnız bırakabilme pır pırı mıdır yoksa bir pratik midir?
Ben bunu son günlerde çok daha derinden hissediyorum.
Çocuklar büyüdükçe yalnızca onların hayatı değişmiyor.
Ebeveynlerin de kimliği değişiyor. Yalnızlaşıyorsunuz…
Eskiden her şeyi size soran çocuk, artık arkadaşına danışıyor.
Size anlattığı heyecanları başkalarıyla paylaşabiliyor. Yanınıza sevgiyle, coşkuyla koşarak gelen çocuk, büyüdükçe telefonunuza saatlerce cevap vermeyen bir ergene dönüşebiliyor…
İşte o anlarda aslında sınanan şey çocuğun sevgisi değil, bizim sevgimizin olgunluğu oluyor. Çünkü gerçek sevgi; karşı tarafı kendimize bağımlı tutmak değildir. Onun özgürleşmesine rağmen yanında kalabilmesidir…
Psikoloji’nin bize göstergelerinden birinin, çocuğun zamanla ebeveynden ayrışabilmesi olduğunu söyler. Yani sağlıklı gelişim, anne babaya daha az ihtiyaç duyuyormuş gibi görünmesiyle başlar. Bu bazen ebeveyn için incitici olabilir. Ama çoğu zaman sorun sevginin azalması değildir. Sevginin yön değiştirmesidir…
Çocuk artık dünyayı keşfetmeye başlamıştır. Ve bu keşfi yapabilmesi için kapının bir gün açılması gerekecektir. Belki de o fotoğrafta beni en çok etkileyen ayrıntı, kapının ardındaki kuşlar ve yuvalarında gördüğüm Leyleklerdi. Çünkü çocuklar aslında bizim kafesimizde kalmak için doğmaz. Uçmayı öğrenmek için doğarlar.
Biz ise onların uçmasını izlerken, içimizde aynı anda iki duygu taşırız. Büyük Gurur. Ve özlemdir…
Belki de iyi ebeveynlik, çocuğu hiç bırakmamak değildir.
O kapıyı açabilecek cesareti gösterebilmektir. Çünkü bazı kapılar kapanmak için değil, bir çocuğun kendi uçacağı gökyüzüne kavuşabilmesi için açılmaktadır. Yolun açık olsun Çocuk…


